
Şimdi Hazreti Hafsa kim? Ümmül Müminin. Allah tarafından verilmiş olan lakabı mutlaka kullanmalıyız. Tabii bunun Türkçeleşmişi 'Annemiz' dediğimiz zaman Efendimizin zevcelerine annelerimiz dediğimiz zaman imanımızı tazelemiş oluyoruz. Çünkü müminlerin annesi... biz müminiz elhamdülillahi rabbil alemiyn. Ona annemiz deyince... tamam. 'Ümmül Müminin' çünkü başkası da müminlerin annesi diyebilir. Biz müminlerin annesi demiyoruz. Annemiz diyoruz. O zaman imanımızı tazelemiş oluyoruz.
Aynı zamanda mümin olduğumuzu söylüyoruz.
İşte mümin olduğumuzu iman o ya... Annemiz, Ümmül Müminiyn Hafsa binti Ömer bin Hattab el-Adeviyye. Yani Cenab-ı Ömer radiyallahu anh efendimizin Kerime-i Muhteremeleri. Aşağı yukarı evlendiği yaş 20 olduğu için 20 yaşında evlendiği kayıtta. Doğum tarihini 605 miladi olarak tayin edebiliyoruz. Oradan biliyoruz.
Efendimiz ile evlendiklerinde 20 yaşında
20 yaşında diye kayıt olunca işte 625 yılı... miladi olarak. Ocak üstelik. Demek ki 605'te doğduğunu kabul ediyoruz. Annesi de çok önemli bir hanım. Çünkü Hazreti Ömer'in zevcesi olan Zeynep binti Maz'un yani Ben-i Maz'un kabilesinin ileri gelenlerinden Maz'un el-Cumahiyye Hazretleri. Hazreti Ömer'in Hanımı... ki nasıl bizim Osmanlı'nın Devlet Harem'i Saray'dan bahsederken... ondan bir çocuk, ondan bir çocuk diye konuşuyorlar bilmeden-etmeden. Çok eşlilikte de ondan bir çocuk, ondan bir çocuk... öyle değildir o iş. Çok basit bir misal vereyim. Günümüzde de o dizi devam ediyor diye... 'Muhteşem Harem' diye bir film var ya...
Muhteşem Yüzyıl...
Ne yüzyılı ya? Harem! Düşünemiyorlar. O kadar Harem'de cariyeler var bilmem neler var... Padişahın yanlız Hürrem Sultan'dan Şehzade Mehmet, Mihrimah Sultan, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid, Şehzade Cihangir... 5 tane çocuğu var. Aynı hanımdan. Nasıl oluyor? Hani önüne gelenle yatıp, kalkıyordu - Estağfirullah el-Azim-.
İşte bu Zeyneb binti Maz'un Valide Hazreti Ömer'in böyle bir kıymetlisidir. Çünkü taa 6 sene sonra da Anne-Baba bir Abdullah ibn-i Ömer doğacak. Yani Hazreti Hafsa'nın ana-baba bir kardeşidir...
Abdullah bin Ömer.
Demek ki 6 sene şey olduğuna göre... aynı hanımla oturuyor. Herkes kendini zannediyor... kendi gibi... Herkeste değil de, o nevi adamlar 'Ben böyle bir mevkii edinirsem, böyle olacağım' demek istiyorlar ha farkında olmadan. Padişah olursa sadece haremi düşünecek. Taa 72 yaşında at sırtında Zigetvar'a gittiğini, orada çadırlı Ordugâh'ta vefat ettiğini söylemeyecek. Neyse... Yani Kanuni Hazretlerinden bahsediyorum.
Peki Efendim...
İşte... yine sahabilerin içinde Osman bin Maz'un var ya hani... Önemli bir zat. Hazreti Hafsa'nın dayısı o. Yani Hazreti Ömer'in kayınbiraderi.
Ben-i Maz'un kabilesinin reisi
Evet. dayı ama... İşte o dayının kız kardeşi Hazreti Hafsa'nın annesi. Yani Hazreti Hafsa'nın annesi dediğin zaman Resulullah Efendimiz'in kayınvalidesinden bahsediyoruz. Onun için önemli. Çünkü kayınvalide nedir?
Annedir.
Annedir. Ebeden nikah düşmez. Sıhriyyet peyda olduğu için. Sıhri annedir. Tesettür de gerekmez. Tabii peygamber hanımlarının ayrı özelliği vardır. Hazreti Ayşe annemiz, zevc-i muhteremi Risalet Penah Efendimiz'in kabrine günlük kıyafeti ile girerdi. Hazreti Ömer defn olunduktan sonra örtülü girmeye başladı... Bu işin edep tarafıdır... Anlaşıldı mı? Çok ince noktadır bu... İşte Efendimiz Hazretlerinin kaimvalidesi Ben-i Maz'un Kabilesi'nin reisi ve sahabilerin ileri gelenlerinden Osman bin Maz'un'un kız kardeşidir. O da dayı oluyor Hazreti Hafsa'ya... Hazreti Hafsa o günkü toplum kaidelerine göre evlenme yaşına geldiğinde - aşağı yukarı 15-16 yaşlarında - ilk müslümanlardan yani Dar'ül Erkam Müslümanları'ndan diyelim. Abdullah bin Huzafe vardır. Çok muhterem bir zat-ı şeriftir. Hayatı ayrıca söz konusu edilmesi gereken bir zat-ı şeriftir.
https://islamansiklopedisi.org.tr/abdullah-b-huzafe
https://islamansiklopedisi.org.tr/huneys-b-huzafe
Onun erkek kardeşi Huneys bin Huzafe ile evlendi. Huneys'te müslüman tabii, Hazreti Huneys. İşte meşhur Habeşistan hicretleri var ya... o hicretlerin sırasında oldu bu. Hatta Huneys Habeşistan'a hicret etti, döndükten sonra Ömer'in kızıyla evlendi falan. O ufak tefek teferruatlarda başka türlü rivayetler var ama Hazreti Huneys ile evli.
Evlendiği baki.
Evet. Yani Habeşistan... çünkü Habeşistan'da uzun müddet oturmadı. Habeşistan'dan son hicret, dönüş biliyorsun Hayber zamanında. Cafer Tayyar Efendimiz ile beraber bitti o iş. O zamana kadar hep müslümanlar var Habeşistan'da. Ve Hazreti Ömer'den önce... Hazreti Ömer'in o hicreti meşhur ya... Artık birer birer, birer birer, birer, ikişer, üçer, beşer neyse... Müslümanlar Medine'ye hicret etmeye başlayınca müşrikler hicrete de mani olmaya çalıştılar. Bundan sonra hicret edenleri... orada bir gruplaşma, kamplaşma olacak... Medine'liler Akabe biatları oldu falanlar filanlar... Müşrikler mani olunca, Hazreti Ömer gitti Kabe avlusuna en kalabalık zamanda narayı bir patlattı 'Ben Medine'ye gidiyorum... Karısını dul, çocuğunu yetim bırakmak isteyen varsa peşimden gelsin, hadi göreyim' dedi. Sürdü hayvanını, Medine'ye yürüdü. Hazreti Hafsa binti Ömer Validemiz ve ilk beyi Huneys bin Huzafe Hazreti Ömer Efendimiz'den evvel Medine'ye hicret etmişlerdi. Orada oturdular. Efendimiz Medine'ye teşrif etti... Şöyle oldu, böyle oldu... ve Ehl-i Bedir'dendir Huneys Hazretleri. Bedir'de yaralandı mı, hastalandı mı? O yara tesiriyle mi Medine'ye döndükte vefat etti? Hastalık tesiriyle mi? Öyle diyen var, öyle diyen var... önemli değil. Netice itibariyle Kur'an-ı Kerim'de müjdelenen Ashab-ı Bedir'dendir. Yolda hastalığı artmıştır Bedir'den dönerken ve Medine'de de bir kaç gün sonra vefat etmiştir. Bu şekilde rivayetler mesela Efendimiz'in müezzini Abdullah bin Ümmü Mektûm Hazretleri için de vardır. Yani Kādisiye’de aldığı yaranın tesiriyle orada vefat edip cenazesi mi getirildi? Orada yaralandı, o yara ile geldi, Medine'de mi vafet etti? Yoksa yaralanmadı ama hastalandı... çünkü çok yaşlı Kādisiye’ye gittiğinde. Bu önemli değil... O yaşında mücahid, kör gözüyle. Çünkü 'Ben Resulullah'a müezzinlik yaptım ama cihadın Allah indinde en büyük ibadet olduğunu duydum. Nolursun Ömer beni gönder!' diye yalvar yakar gidiyor. 'Beni bir tepeye çıkartın' demiş. Yani tepelik bir yere... bağırıyor... nasıl bağırıyor... Düşmana korku verecek, müslümanları cesaretlendirecek naralar atıyor, sesi çok gür çünkü.
https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-ummu-mektum
https://islamansiklopedisi.org.tr/kadisiye-savasi
Evet
İşte Huneys Hazretleri de yani Hazreti Ömer'in birinci damadı Hazreti Hafsa'nın ilk beyi Ashab-ı Bedir'dendir. Allah şefaatine nail etsin ve Bedir'den kısa bir müddet sonra Medine'de şehid olmuştur. Şimdi Hazreti Ömer tabii çok ciddi bir yani daha 20li yaşlarında Kabe görevlerinden sefaretle görevlendirilmiş önemli bir zat. Hanımı bir kabile reisinin kardeşi. Yani Hazreti Hafsa asil bir hanım. Bu asil hanımları toplumun asil fertleriyle evlendirmek gerektiği düşüncesi ile ki böyledir birşey.
Çok özür dilerim, Hazreti Ömer'in en büyük çocuğu değil mi? Çünkü Ebu Hafs diye geçiyor...
Tabii tabii tabii ama daha önce çocukları olmuş... kız çocuğu olduğunda gömmüş, kendi öyle söylüyor. Yani şey zamanında...
Cahiliyye
İslam'dan önce zamanımda iki hadise var, biri her aklıma geldiğinde ağlıyorum, biri her aklıma geldiğinde gülüyorum diyor. Aklına geldiğinde ağladığı şey kız çocuğu doğunca malesef diri diri gömdüm diyor. Güldüğümde seyahata giderken anamıza karımıza biz put şeklinde kurabiye yaptırırdık işte tapınma zamanı onlara tapardık, karnımız acıkınca da yerdik diyor. Bu da gülecek birşey diyor, gülüyor ona da... Neyse.
İşte Hazreti Rukiyye'de Efendimiz daha Bedir'den dönmeden göçmüştü. Yani Hazreti Osman'da dul kalmıştı o sırada. Hatta işte meşhurdur. Eve geldiğinde, evi biraz sessiz sakin gördü Efendimiz Bedir dönüşü ve Hazreti Fatma'sını göremeyince de Fatma nerede dedi. Cennet'ül Baki'ye gitti dediler, o kadar söylediler. Çünkü giderken hastaydı Rukıyye Validemiz. 'Peki' dedi Efendimiz, çıktı Hane-i Saadet'ten Baki'ye gitti. Cennet'ül Baki'ye gitti baktı, Hazreti Fatıma ablacığının kabri başında oturmuş... e ağlıyor yani... Yeni çünkü hadise daha... Efendimiz amiyane tabirle çaktırmadan.. Onun o meclisini bozmadan... Bu çok önemlidir bu meclis bozma meselesi... Onun için küçükler, büyüklere selam vermez... Büyük tesbihte midir? Tefekkürde midir? Öyle yolda giderken büyüklere selam verilmez. Büyük selam verirse tazim ile alınır. Bu meclis bozmamak içindir. Ha ama zaten normal böyle... yüzünden şeyinden belliyse serbest olduğu... tenezzüh gezmesi ise selam verilir. Yani bunlar çok önemli şeyler. Meclis bozmamak için Efendimiz yavaşça yanaştı ve bir taşa ilişmiş olan Hazreti Fatıma'yı yavaşça dizine çekti. O da böyle işte tabii babasını görünce üzüntüsü coştu falan. Kendi örtüsüyle Efendimiz Fatma'cığının göz yaşlarını sildi. İşte 'Allah... Emir büyük yerden, Allah sabır versin... ne yapalım kızım...' filan diye teselli etti ve aldı koluna girip, elini tutup Hane-i Saadet'e getirdi. Çünkü en şefkatli baba odur. İşte Hazreti Osman'da Resulullah'a damat olmuş bir zat ve Affan'ın oğlu. Affan çok önemli bir adamdır. Hazreti Osman'ın babası. Oğlu olarak ona teklif etti 'Hafsa ile sen evlenir misin?' diye Hazreti Ömer. Hazreti Osman 'Evlenmek niyetinde değilim' buyurdu. Bu aynen Hazreti Ali Efendimiz'in Hazreti Fatıma'nın sağlığında başka hanım almaması usulüne uymak demektir. Hazreti Peygamber'in kızının kocası olduktan sonra... bir de oğulları var çünkü... Abdullah var. Rukiyye Validemiz'in dünyaya getirdiği. Hazreti Osman'ın oğlu var. Abdullah bin Osman var.
https://islamansiklopedisi.org.tr/rukiyye
https://islamansiklopedisi.org.tr/abdullah-b-osman-b-affan
https://islamansiklopedisi.org.tr/osman
'Ben' dedi 'evlenmek niyetinde değilim' Rukıyye'den sonra. Böyle olmayınca Hazreti Ebu Bekir'e gitti Hazreti Ömer. Benim çocuksuz dul kalmış kızımla evlenir misin? Hazreti Ebu Bekir Efendimiz, Resulullah Efendimiz'in arkadaşı derken... arkadaşlar nedir? Aynı zamanda sırdaştır. Efendimiz'in niyetini Hazreti Ebu Bekir algıladı. Hazreti Ebu Bekir çok yüksek bir idrake sahiptir. O Efendimiz'e nazil olan 'Size olan nimetimi tamamladım ve din olarak İslam'ı seçtim' mealindeki ayet gelince, Ashab-ı Kiram sevinirken Hazreti Ebu Bekir ağlamaya başlıyor.
Ne demek olduğunu...
'Niye ağlıyorsun?' dediklerinde 'Ya hu... Peygamber'e gelen vahiy kesildi mi, nimet tamamlandı buyuruyor Allah... Vahiy kesildi miydi peygamberin vazifesi dünyada bitmiştir. Allah onu dünyada bırakmaz. Efendimize hasret kalacağız diye ağlıyorum' diyor. Bir tek anlayan o. Çok yüksek bir idrak sahibidir. Resulullah Efendimiz'in o niyetinin idrakinde olduğu için. Fakat açıklamıyor. Lisana gelmeyen şeyi açıklamıyor ve Hazreti Ömer'in kızıyla evlenme teklifini sükutla karşıladı. Hık mık yok... laf yok. Hazreti Ömer üzüldü ha. Hem Hazreti Osman tarafından, hem Hazreti Ebu Bekir tarafından reddedilmeye çok üzüldü ve bu üzüntüsünü hatta gücenikliğini Efendimiz Hazretlerine arz etti. Efendimiz bütün herkese mutluluk veren o mübarek yüzüyle gülümsedi, böyle güzel bir tarzda 'Osman'a Hafsa'dan daha hayırlı, Hafsa'ya da Osman'dan daha hayırlı bir zevc ve zevce Allah ihsan eder, o zaman üzüntün kalmaz' dedi. E tabii Hazreti Ömer'de çok yüksek idrak sahibi bir zat. Bir düşündü 'Ya hu Ali evli... Osman'a söyledim olmaz dedi... Ebu Bekir'e söyledim hiç cevap vermedi. E bunlardan daha hayırlı olsa olsa Resulullah olur' öyle bir içi ferahladı ama tabii söyleyemedi. E şimdi peki benim kızım hayırlı bir kız. Asil, şu bu filan... Osman istemedi ama Hafsa'dan daha hayırlı... Ya hu acaba diğer kızını mı verecek? Bunu algıladı. Nitekim böyle oldu ve Efendimiz'in diğer Kerime-i Muhteremeleri Ümmü Gülsüm Validemiz
Rukıyye'den sonra...
Rukıyye'den sonra Ümmü Gülsüm Validemiz ile evlendi.
https://islamansiklopedisi.org.tr/ummu-kulsum
Hazreti Hafsa'ya da elbette Osman'dan da, ebu Bekir'den de daha faziletli, daha kıymetli... yani daha bilesi yok. Kıyas edilmez de... Efendimiz'in sözü üzerine söylüyorum. 'Benle olsa olur mu?' dedi. Hazreti Ömer yere göğe sığamadı. Yani işte Ocak 625 3. Hicret yılında Şaban'da 4. eş olarak Hazreti Hafsa ile evlendi. Şimdi tabii Efendimiz'in hicretinden sonraki cami ve hucurat yani hücrelerinin inşasında Hazreti Ayşe'ye var. Hazreti Sevde'ye var. 2 tane var. Bugünkü elhamdülillah artık müslümanların imkanları çoğaldı. Dünyadaki genel teknik imkanlar çoğaldı. Türkiye'den Umre'ye Hacc'a giden çok insan var. Dinleyicilerimiz içinde de vardır. Bugünkü durum itibariyle konuşursak Şebeke-i Resulullah'ın önünde dikilip, ona tazimlerimizi, salat-ü selamlarımızı okuduğumuzda tam karşımızdaki yer Hazreti Ayşe'nin Hücresi. Yani Efendimiz'in, Hazreti Ebu Bekir'in ve Hazreti Ömer'in kabirlerinin olduğu yer. Hazreti Ömer'in tarafında o tarafa doğru bir hücre daha var orası Hazreti Sevde'nin. Şimdi bizim ayakta dikildiğimiz yer ise Hazreti Hafsa'nın Hücresi olarak yapıldı.
Kıble tarafında... güney tarafında...
Kıble tarafında. Yani Hazreti Ayşe'nin Hücresi'nin kıble tarafında
Ön kısmında
Yani bizim bugün Şebeke-i Şerif'in önünde durup Salatü Selam okuduğumuz yer Hazreti Hafsa'nın yeri. Bastıkları yeri bilelim. Bastığımız yeri bilelim diye söylüyorum. Orada Hazreti Hafsa oturdu. Oraya Resulullah Efendimiz geldi gitti... Şu oldu, bu oldu yani. Hangi yere basıyoruz onu bilelim diye söylüyorum. Tam oraya Hazreti Hafsa Validemiz'e şey yapıldı... Hücre yapıldı. Hazreti Hafsa yaş olarak tabii çok genç. 20 yaşında. Hazreti Ayşe'de genç. E Henüzde ikisi var orada.
Sevde Annemiz...
Sevde Validemiz var ama yani... o yaşlı... Efendimiz'den de beş yaş yaşlı.
60'lı yaş
60 küsur yaşında... Onlar daha 20li yaşlar. Hazreti Ayşe 20 bile değil daha... Bir ihtimal 20'de. O da ayrı mesele. Hazreti Ayşe'nin yaşı münakaşalıdır. Tabii iyi anlaştılar. Bir kıskançlık vesaire olmadı aralarında. Hatta diğer hanımları bazen ikisi beraber kıskanıp birbirlerine yardımcı oldular. Tabii bu kıskanmak kelimesi güzel değil. Ben beşeri bir muhabbet hududunda kalmak kaideleriyle yaptıklarında birbirlerine yardımcı oldular ve Hazreti Hafsa'nın Hazreti Ayşe hakkında... Hazreti Ayşe'nin Hazreti Hafsa hakkında ve tabii Hazreti Ayşe'nin diğer validelerimiz hakkında da faziletlerini anlatan şeyleri vardır... Hadisleri ve nakilleri vardır.
Bir taraftan şeyde vardır... Yani Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Ömer Efendimizin arkadaş olmalarının... arkadaş çocukları... Babalarının dostlukları
Tabii... Arkadaş çocukları... Babalarının dostlukları falan filan ama Resulullah muhabbeti öyle birşey ki... Bir meseleden dolayı Efendimiz iki gün Hücre-i Saadet'ten çıkmıyor. Hazreti Ömer kılıcı çekiyor, geliyor hücrenin önüne. Tabii Efendimiz'e birşey söyleyecek hali yok. Efendimiz'in zevcesi de olsa nihayet kızı... 'Ya Hafsa' diye bağırıyor 'Eğer Resulullah Efendimiz'in cemalini iki gündür görememeye ve onu sinirlendirip, üzüp onu evde kalmaya mecbur eden sensen Allah'a kasem ederim ki seni keserim diyor.' Kılıcı da çekmiş bas bas bağırıyor. Efendimiz bile Ömer Hazretlerinin bu halinden çekiniyor 'Aman aman Ömer yapar ha' diyor. Hemen giyinip, dışarı çıkıyor. 'Ömer niye böyle yapıyorsun?' 'Olur ki ya Resulallah... Zevcenizdir falandır filandır da... Sizi üzmüşse valla evlat mevlat tanımam' diyor. 'Ya hu merak etme, ondan değil başka birşey' falan filan bitiyor Efendimiz. Yani Resulullah muhabbeti böyle birşeydir. İşte Efendimiz Hazretleri kendisine böyle bir yeni hücre yaptırıyor filan. Ama tabii o günün toplumunun ve müslümanlığın gereği Efendimiz Hazretlerinin lüzum görmesiyle bu iş orada... yani evlenme işleri burada bitmiyor.
4. eşi ama Hazreti Hatice Efendimiz ahirette olduğu için o anda üç tane eş var. Bir takım ayetlerin gelmeleriyle, yani nazil olmalarıyla alakalı hadisat vardır. Onun için ayet tercümesi okuyup hüküm vermek çok yanlış birşeydir. Ciddi ciddi bir kaç tane o da... karşılaştırmalı tefsir okuyarak insan bir takım bilgiler veya o hususta kanaatler elde edebilir. Ayrıca şunu da bilmek lazım. Cebrail Aleyhisselam yanlızca ayet tebliğinden ibaret Efendimize gelmemiştir.
1261
HZ. HAFSA BİNTİ ÖMER
Efendimiz'in zevcelerine "annemiz" dediğimiz zaman imanımızı tazelemiş oluyoruz. Çünkü onlar mü'minlerin anneleridirler. Hz. Hafsa da Ümmü’l Mü'minin'dir, yani annemizdir.
Hz. Ayşe ile Efendimiz Miladî 624 Nisan ayında, hicri ikinci yılın Şevval ayında nikahlanmışlardı. Efendimiz’in Hz. Hafsa ile evlilikleri de üçüncü hicri yıla girildiğinde, yani Miladî 625 yılının Şâban ayında olmuştur.
Validemizin ismi Hafsa binti Ömer bin El-Hattab El Adeviyye’dir. Validemiz Cenab-ı Ömer Efendimiz'in Kerime-i Muhteremeleri’dir. Kayıtlara göre evlilik yaşı yirmi olarak kabul edildiği için doğum tarihi 605 olarak geçmektedir. Hz. Hafsa validemizin annesi de çok önemli bir hanım olan Benî Maz'un kabilesinin reisi ve Ashab’ın ileri gelenlerinden Osman bin Maz'un'un kızkardeşi Zeyneb binti Maz'un'dur.
Osmanlı Devlet hareminden bahsederken ondan bir çocuk, bundan bir çocuk diye konuşuluyor, işin aslı öyle değildir. Basit bir misal verelim, haremde o kadar cariyeler varken Kanuni Sultan Süleyman'ın sadece Hürrem Sultan'dan Şehzade Mehmet, Mihrimah Sultan, Şehzade Selim, Şehzade Beyazid, Şehzade Cihangir, beş tane çocuğu vardı. Hani -estağfirullah- önüne gelenle yatıp kalkılıyordu!
İşte Zeyneb binti Maz'un valide, Hz. Ömer'in böyle bir kıymetlisidir. Çünkü altı sene sonra da anne bana bir kardeş olarak Abdullah bin Ömer doğacaktır.
Ashâb’ın meşhurlarından Osman bin Maz'un Hz. Hafsa validemizin dayısı, Hz. Ömer'in kayınbiraderidir. Hz. Hafsa'nın validesi neden bu kadar önemli, çünkü O Efendimiz'in kayınvalidesidir. Kayınvalide annedir, ebeden nikah düşmez, tesettür de gerekmez. Peygamber hanımlarının bu konuda ayrı özelliği vardır, Hz. Ayşe validemiz, Zevc-i Muhterem’i Risâletpenah Efendimiz hazretlerinin kabrine günlük kıyafeti ile girerdi. Hz. Ömer defnolunduktan sonra örtülü girmeye başladı. Bu işin edeb tarafıdır.
Hz. Hafsa o günkü toplum kaidelerine göre evlenme yaşı olan 15-16 yaşlarına geldiğinde ilk müslümanlardan, yani Dârü'l Erkam müslümanlarından çok muhterem bir zat olan, hayatı ayrıca ele alınacak kadar önemli olan Abdullah bin Huzafe hazretlerinin erkek kardeşi Huneys bin Huzafe ile evlenmiştir. Huneys de müslümandır. Hz. Hafsa validemiz ve ilk eşleri Huneys hazretleri Hz. Ömer'den önce Medîne'ye hicret etmişlerdir.
Huneys hazretleri Ehl-i Bedir'dendir. Bedir'de yaralandı mı, hastalandı mı, o yaralanmanın mı, hastalanmanın mı tesiri ile vefat etti, bu konuda farklı rivayetler vardır. Netice itibari ile Kur'ân-ı Kerîm'de müjdelenen Ashâb-ı Bedir'dendir, Bedir'den dönüşte rahatsızlığı artmıştır ve Medîne'de birkaç gün sonra vefat etmiştir.
Bu şekilde rivayetler Efendimiz hazretlerinin müezzini Abdullah bin Ümmü Mektum hazretleri için de vardır. Kasidiye'de aldığı yara neticesi ile orada vefat edip cenazesi mi getirildi, orada yaralandı daha sonra Medîne'de mi vefat etti, yoksa yaralanmadı ama hastalandığı için mi vefat etti... Önemli olan bunlar değil, önemli olan Abdullah bin Ümmü Mektum'un o yaşında, kör gözü ile mücahitlik yapmasıdır. Abdullah bin Ümmü Mektum hazretleri, Hz. Ömer'e "Ben Resûlullah'a müezzinlik yaptım, cihadın Allah indinde en büyük ibadet olduğunu Resûlullah'dan duydum, ne olursun Ömer beni gönder" diye yalvar yakar cihada gitmiştir. Çok gür seslidir, savaş sırasında kendisini bir tepeye çıkarmalarını istemiş ve gür sesi ile müslümanlara moral, düşmanlara korku vermiştir.
Hz. Ömer daha yirmili yaşlarında Kâbe görevlerinden olan sefâret ile görevlendirilmiş çok önemli bir zattır. Hanımı bir kabile reisinin kardeşidir, yani Hz. Hafsa asil bir hanımdır. O zamanki toplumda bu asil hanımları toplumun asil fertleri ile evlendirmek gerektiği düşüncesi vardır.
Efendimiz'in Kerime-i Muhteremeler’i ve Hz. Osman'ın zevceleri Hz. Rukiyye validemiz, Efendimiz Bedir'den dönmeden önce vefat etmiştir. Efendimiz Bedir'den dönünce evi biraz sessiz ve sakin bulmuş, Hz. Fâtıma'yı da göremeyince nereye gittiğini sormuştur. "Cennetü'l Bakî'ye gitti" denilince kendisi de oraya gitmiş ve Hz. Fâtıma'yı ablasının kabri başında ağlarken bulmuştur.
Bir meclisin bozulmaması çok önemlidir. Onun için küçükler büyüklere selam vermezler. Büyük tesbihte midir, tefekkürde midir bilemeyiz, bu yüzden yolda giderken büyüklere selam verilmez. Büyük selam verirse tazim ile alınır. Bu meclis bozmamak içindir. Ama tavrından, yüzünden serbest bir halde olduğu belli ise, gezme tenezzüh gezmesi ile selam verilir, bunlar çok önemlidir. Efendimiz, Hz. Fâtıma'nın meclisini bozmamak için yanına yavaşça yanaşmış, bir taşa ilişmiş olan Hz. Fâtıma'yı yavaşça dizine çekmiş ve kendi örtüleri ile Fâtımacığının gözyaşlarını silmiştir. Daha sonra da koluna girerek Hane-i Saâdet’e dönmüşlerdir. Efendimiz, en şefkatli babadır.
Hz. Osman, Resûlullah'a damat olmuş bir zattır ve çok önemli bir adam olan Affan'ın oğludur. Hafsa validemiz zevcini kaybettikten sonra Hz. Ömer ilk olarak Hz. Osman'a Hafsa validemiz ile evlenmesini teklif etmiştir ancak Hz. Osman evlenme niyetinde olmadığını buyurmuştur. Hz. Osman’nın bu davranışı aynen Hz. Ali Efendimiz'in Hz. Fâtıma'nın sağlığında başka hanım almaması gibidir. Hz. Ömer, bu cevap üzerine Hz. Ebûbekir'e gitmiş ve kendisine çocuksuz dul kalan kardeşi ile evlenmesini teklif etmiştir.
Hz. Ebûbekir Efendimiz, Efendimiz'in çok yakın arkadaşı ve sırdaşıdır, aynı zamanda çok yüksek bir idrake sahiptir. Efendimiz'e nazil olan
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّط۪يحَةُ وَمَٓا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِۜ ذٰلِكُمْ فِسْقٌۜ اَلْيَوْمَ يَـئِسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ د۪ينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِۜ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي وَرَض۪يتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ د۪يناًۜ فَمَنِ اضْطُرَّ ف۪ي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍۙ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ
“Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah'a itaatten kopmak)tır. Bugün kafirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” ayetinde[1] geçen "Size nimetimi tamamladım ve din olarak İslâm'ı seçtim" cümlesi geldiğinde Ashâb-ı Kiram sevinirken Hz. Ebûbekir ağlamaya başlamıştır. Niye ağlıyorsun dediklerinde, “Peygamber’e gelen vahiy kesildiğinde peygamberin vazifesi dünyada bitmiştir, Allah O'nu dünyada bırakmaz” deyip Efendimiz'e hasret kalacağı için ağladığını söylemiştir. Hz. Ebûbekir işte bu idrak ile Resûlullah Efendimiz'in Hz. Hafsa ile ilgili niyetinin farkında olduğu için Hz. Ömer'in kızı ile evlenme teklifini sükût ile karşılamıştır. Hz. Ömer, önce Hz. Osman, sonra da Hz. Ebûbekir tarafından reddedildiği için çok üzülmüş, bu üzüntüsünü ve gücenikliğini de Efendimiz'e arzetmiştir. Efendimiz herkese mutluluk veren o mübârek yüzüyle gülümseyerek "Allah, Osman'a Hafsa'dan daha hayırlı, Hafsa'ya da Osman'dan daha hayırlı bir zevc ve zevce ihsan eder, o zaman üzüntün kalmaz" buyurmuştur.
Hz. Ömer de yüksek idrak sahibi bir zattır, Efendimiz’in bu cevabını duyunca Hz. Osman ve Hz. Ebûbekir’den daha hayırlısının Efendimiz olacağını, aynı şekilde Hz. Osman'ın Hafsa'dan daha hayırlı bir zevcesi olacağını söylemesinden de Efendimiz’in diğer kızını da Hz. Osman'a vereceğini düşünmüştür. Nitekim düşündüğü gibi olmuş ve Efendimiz'in diğer kerimeleri Ümmü Gülsüm validemiz Hz. Osman ile nikahlanmıştır. Hz. Hafsa için de Efendimiz "Benimle evlense olur mu?" deyince Hz. Ömer çok büyük sevinç yaşamıştır.
Böylece, Ocak 625, Hicrî 3 yılının Şâban ayında Efendimiz dördüncü eş olarak Hz. Hafsa validemiz ile evlenmiştir. Efendimiz'in hicretinden sonraki mescid ve hücre inşaasında Hz. Ayşe ve Hz. Sevde'ye iki hücre yapılmıştı. Bugünkü durum itibari ile konuşursak, Şebeke-i Resûlullah'ın önünde dikilip, O'na tazimlerimizi, salat-u selamlarımızı okuduğumuz yerin tam karşısındaki yer yani Efendimiz'in, Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer'in kabirlerinin olduğu yer Hz. Ayşe'nin hücresidir. Hz. Ömer'in tarafına doğru bir hücre daha vardır, orası da Hz. Sevde'nin hücresidir. Şimdi bizim ayakta dikildiğimiz yer ise Hz. Hafsa'nın hücresi olarak yapılmıştır. Bastığımız yeri bilelim diye bu ayrıntıları söylüyoruz. O bastığımız yerlerde Hz. Hafsa validemiz oturdu, Efendimiz oraya geldi, gitti, istirahat etti... Hangi yere basıyoruz, bilelim.
Hz Hafsa yaş olarak çok gençti, Hz. Ayşe de çok gençti. Hz. Sevde validemiz ise Efendimiz'den de yaşlıydı. Hz. Hafsa ve Hz. Ayşe validelerimizin yaşları çok yakın olduğu için çok iyi anlaşıyorlardı, aralarında bir kıskançlık olmadı. Hatta diğer hanımları birlikte kıskanıp birbirlerine yardımcı oldular. Kıskanma kelimesi güzel değil ama validelerimiz beşeri bir muhabbet hududu içinde birbirlerine yardımcı olmuşlardır. Hz. Hafsa'nın Hz. Ayşe hakkında, Hz. Ayşe'nin de hem Hz. Hafsa hem de diğer validelerimiz hakkında faziletlerini anlatan sözleri ve hadîs nakilleri vardır.
Bir takım âyetlerin nazil olmaları ile alakalı hâdisat vardır. Onun için âyet tercümesi okuyup hüküm vermek çok yanlıştır, bir takım bilgiler ancak ciddi olarak birkaç tane karşılaştırmalı tefsir okuyarak elde edilebilir. Ayrıca, Cebrâil Aleyhisselâm Efendimiz'e yalnızca âyet tebliği için gelmemiştir. Başka şeyler için de gelmiştir, uyarmıştır, sohbet etmiştir, derdini dinlemiştir. Her söylediği âyet değildir. Onun için Hz. Cebrâil'in Resûlullah Efendimiz ile olan bu münasebetini de bilmemiz gerekir.
Efendimiz hazretlerinin seferleri vardır. Bu seferleri çok büyütmemek lazımdır, çünkü Efendimiz'in bu seferlere ayırdığı vakit, ömrü hayatında 2 ay 12 gündür. 23 senelik peygamberlik zamanı içinde ki aslında bu süre 22 sene küsürdür ve bu sürenin Medîne'ye hicret edene kadar geçen zamanında sefer yoktur, çünkü müslümanlar o zaman harbedecek güçte değillerdir. Bedir ile başlayan zaman yuvarlak hesap 10 senedir. İşte bu 10 sene içinde Efendimiz hazretlerinin seferde geçirdiği süre 2 ay 12 gündür. Ancak Hücre-i Saâdet’ten uzak olduğu zamanlar daha fazladır. Mesela Efendimiz'in Kuba'ya gidip kaldığı olmuştur. Efendimiz, buralardan dönüşlerde validelerimizin gönüllerini almak için hücrelerini tek tek dolaşmıştır. Bir seferinde, bir rivayete göre Ümmü Seleme validemizin, bir rivayete göre Zeyneb binti Cahş validemizin hücresinde uzunca bir müddet kalır. Bu uzun kalış nedeni ile hem Hz. Hafsa hem Hz. Ayşe, niye orada çok kaldı diye düşünürler. Daha sonra Efendimiz'in, Ümmü Seleme validemizin ikram ettiği bal şerbetini içtiği için uzun kaldığını öğrenirler. Fakat yine de uzun kalmasını uygun bulmayınca Hz. Peygamber yanlarına gelince Efendimiz'e "bir koku var sizde" diyerek içtiği bal şerbetinin bu kokuya sebebiyet verdiğini ima ederler. Bu kararlarını uyguladıktan sonra yanlış olduğuna kanaat getirirler, hatta Hz. Ömer bu işten haberdar olduktan sonra Hz. Hafsa'yı ciddi şekilde azarlamıştır.
Efendimiz, bunun bir fitne sebebi olduğunu duyunca kendi kendine bundan sonra bal şerbeti içmeyeceğim demiştir. İşte bu hadise üzerine Allah'ın helal kıldığı şeyleri, zevcelerini memnun etmek için kendisine haram etmemesi icap ettiğine dair Tahrim Sûresindeki
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكَۚ تَبْتَغ۪ي مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
“Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” âyeti[2] inzal olmuştur. Tahrim'in anlamı haramlaştırmak demektir. Haram olmayanı haramlaştıramazsın. Onun için tekrar söylüyoruz, Allah'ın haram kılmadığını kendimize haram kılamayız. Ferdi haramlar başkadır, umumi haramlar başkadır. İçki umumi bir haramdır, üzerinde münakaşası bile caiz değildir. Sağlıkla ilgili bir haram ise kişiseldir, safra kesesi hasta olanlara yumurta yemek haramdır. Yumurta herkese dokunuyor demek doğru değildir, dokunanı vardır, dokunmayanı vardır. Bazı zevâtın kulakları çınlasın, Allah'ın haram kılmadığı bazı maddeleri haramdır diye hüküm veriyorlar. Hükümleri bu âyete aykırıdır.
Hz. Hafsa ile ilgili bir mesele daha vardır. Sır çok önemli bir lakırdıdır. Mesela, Hz. Mevlâna Efendimiz, "Sır, ikiyi aştı mı, sır olmaktan çıkar" buyuruyor. Biz bu ikiyi, iki insan olarak algılıyoruz, halbuki Hz. Pîr onu kastetmiyor, iki dudak arasını söylüyor. Sır, iki dudağı aştı mı, havaya da karışsa sır olmaktan çıkar diyor. Sır saklamak çok zor iştir. Meşayih-i Kirâm hazeratının en büyük özelliklerinden biri odur, pek çok sır onlarla beraber kabre gider. İşte Efendimiz Hz. Hafsa'ya bir sır vermiş. Validemiz, bu sırrı saklamayıp arasının çok iyi olduğu, çok iyi anlaştığı Hz. Ayşe'ye açınca, Allah-ü zü'l-Celâl bu hali
وَاِذْ اَسَرَّ النَّبِيُّ اِلٰى بَعْضِ اَزْوَاجِه۪ حَد۪يثاًۚ فَلَمَّا نَبَّاَتْ بِه۪ وَاَظْهَرَهُ اللّٰهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَاَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍۚ فَلَمَّا نَبَّاَهَا بِه۪ قَالَتْ مَنْ اَنْبَاَكَ هٰذَاۜ قَالَ نَبَّاَنِيَ الْعَل۪يمُ الْخَب۪يرُ
“Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Peygamber, "Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi” ayeti[3] ile Habib-i Edib-i Zişân'ına haber vermiştir. Buradaki sır, Efendimiz'in bir daha bal şerbeti içmeyeceğim demesidir. Efendimiz bu kararını Hz. Hafsa'ya söylemiş, fakat Hz. Hafsa da Hz. Ayşe'ye söylemiştir.
Mariye validemiz Medîne'ye geldiği zaman, Efendimiz O’nunla Hafsa validemizin evde olmadığı sırada Hz. Hafsa’nın odasında bulunuyorlar. Hz. Hafsa, Efendimiz'in başka bir zevcesi ile kendi odasında bulunduğunu öğrenince üzülüyor, bunun üzerine Efendimiz bunu tekrar yapmayacağını söylüyor. Hz. Hafsa validemiz, karı-koca arasında bu yaşananları da Efendimiz'in kendisine değer verdiğini söyleyerek başkasına açıyor. Bir diğer sır da, Efendimiz hazretlerinin ahirete teşriflerinden sonra Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer'in hilafetlerine yapılan işarettir. Validemiz, söylenmemesi gerektiği halde bunu da söylüyor. Tahrim âyeti, işte bu hadiseler üzerine inzal olmuştur.
Hz. Hafsa'nın bu sırları açtığı için Efendimiz tarafından boşandığı veya boşanmaya teşebbüs edildiğine dair rivayetler vardır. Hz. Ömer, Resûlullah'ı gücendirmenin Allah'ı gücendirmek olduğunu bildiği için bu olanlara çok fazla üzülmüştür. Fakat Allahu Tealâ'nın Cebrâil Aleyhisselâm’ı göndererek, "Ya Resûlullah, Hafsa çok oruç tutan, çok namaz kılan bir hanımdır, cennette senin zevcendir" demesi üzerine, hem Hz. Ömer'in üzüntüsünün geçtiği, hem de Resûlullah Efendimiz'in de teşebbüsünden vazgeçtiği rivayet edilir. Burada önemli olan, Hz. Hafsa'nın, yüceliğine dair Cebrâil Aleyhisselâm'ın Allah'tan haber getirdiği bir validemiz olmasıdır.
Hz. Hafsa validemiz hakkında çok konuşulmayan önemli bir nokta daha vardır. Hz. Hafsa, siyasî ve ictimaî olaylara yani sosyal ve politik hadiselere çok aklı eren bir validemizdir. Hudeybiye barışının maddelerinin müsveddesini fikir olarak hazırlayan Hz. Hafsa'dır. Ashâb’ın birçok ileri geleni, on senelik olarak öngörülen bu barışın müslümanların aleyhine olduğuna dair itiraz etmişlerdir.
Gavur sözünü tutmaz, söz tutmamak gavurluk alametlerinden biridir. Onun için randevularına sadık olmayanlar dikkat etmelidirler, Allah korusun, münafıklık alametidir. Söz vermek gavurlara ağır gelir, gavurlarla yapılan hiçbir ahit müslümanlar tarafından bozulmamıştır. Tipik örnek, Varna sonrası yaşananlardır; Sultan II. Murat Han, sulh anlaşması yapıldıktan sonra “artık iş imara kaldı” deyip Manisa'ya çekilmiş, sultanlığı da küçük oğluna bırakmıştır ancak buna karşı gavur anlaşmayı bozmuştur. Tabi Sultan Murat tekrar başa geçip Varna'da canlarına okumuştur. Bunlar böyledir.
İşte Hudeybiye anlaşmasında maddelerin müsveddesini fikir olarak hazırlayan ve Efendimiz'e arz eden, sosyopolitik durumu çok iyi bilen Hz. Hafsa validemizdir.
Efendimiz hazretleri ahirete teşfir ettikten sonra halife olan Hz. Ebûbekir zamanında Hz. Hafsa validemiz hücresinde kalmaya devam etmiş ve mü'minlerin annesi olarak saygı ve hürmetle muamele görmüştür. Hz. Hafsa ilk hanım hafızlardandır. Hafsa ile hafıza kelime olarak benzese de anlamları aynı değildir.
Hz. Ebûbekir döneminde çok hafif bir genişleme vardır ancak asıl toprak genişlemesi Hz. Ömer zamanındadır. Zeyd bin Sabit çok önemli bir zattır, hem fakih, hem muhaddis, hem Kur'ân-ı Kerîm alimidir. Yedi büyük fakihden biridir. Yedi büyük fakih, Abâdile yani 4 Abdullah ve Harbü’l Abâdile vardır. Bunlar çok önemlidir. Zeyd bin Sabit hazretlerinin Kur'ân-ı Kerîm'i mushaf haline getirme çalışmaları, Hz. Ebûbekir zamanında başlamıştır, bu çalışmalar bitmek üzereyken Hz. Ebûbekir ahirete göçmüş, daha sonra çalışma Hz. Ömer'e intikal etmiştir. Çalışma bittiğinde Hz.Ömer bu mushafı Hz. Hafsa'ya emanet etmiştir. Çoğaltma faaliyeti ise Hz. Osman'dan sonra başlamıştır.
Cenâb-ı Yunus Emre bir nutku şerifinde Hulefâ-i Râşidîn Efendilerimiz'i sayar, "Hz. Bekir, dilinde zikir, daima şükür, aşk meydanında; Hz. Ömer, belinde kemer, Hû deyip döner, aşk meydanında; Hz. Osman, cami-ül Kur'ân, okunur Kur'ân, aşk meydanında". Bu "cami-ül Kur'ân” lafı öyle bir yerleşmiş ki, hatta bazı evrad-ı şeriflere bile girmiştir. Halbuki, Hz. Osman cami-ül Kur'ân değildir, naşir-ül mushafdır. Yani toplayan O değildir, O'nun zamanında çalışma bitmiş ve nüshalandırma başlamıştır. Çünkü Mısır, İran ve Suriye'de milyonlarca adam yaşıyor, hafız göndermekle başa çıkılamıyor, onun için mushaf çoğaltılıyor ve gönderiliyor. Bu neden önemlidir; çünkü bu yanlış bilgiye dayaranak bir Şii iddiası olan Mushaf-ı Fâtıma diye bir kitap olduğu ve Hz. Osman'ın bu kitabı bozduğu ortaya atılmıştır, böyle birşey yoktur. Efendimiz hazretleri zamanında bile yazılı nüshalar vardı ancak tek mushaf haline getirilmemişti. İşte doğruları bildiğimizde bu nevi iftiralara cevap verebiliriz, “Hz. Hafsa'nın evinde duran mushaf ne oluyor” diye sorabiliriz. Mushaf-ı Fâtıma denen mushaf-ı şerif âyetlerin nazil oluş sırasına göredir. Halbuki, âyetler nazil oluş sıralarına göre değil, Resûlullah Efendimiz'in işaret buyurduğu yerlere göre sıralanmışlardır. Numaralandırma bile sonradan yapılmıştır, Efendimiz "filanca âyetten önce veya sonra" diye tarif buyurmuştur. Hatta 6666 rakamı da içtihadîdir. Âyetlerin sırasında hiçbir anlaşmazlık yoktur ancak rakamsal olarak kaçıncı âyet olduğu konusunda farklı içtihadlar vardır. Bazı kıraat alimlerine göre "tı" ile biten cümleler âyet sayılır. Kur'ân-ı Kerîm kıraati İmam-ı Âsım kıraatinden ibaret değildir. "Mâliki yevmiddin" de doğrudur, "meliki yevmiddin" de doğrudur. Ama bunu çocuk oyuncağı yapmamak ve bir kıraatı seçmek lazımdır. Bütün Kuzey Afrika, Kur'ân-ı Kerîm’i İmam-ı Âsım kıraati ile okumadıkları için "meliki yevmiddin" diye okurlar, besmeleyi de yüksek sesle okurlar. Bunlar içtihadî meselelerdir. Besmele okumayan yoktur, önemli olan budur. Hafî mi okunacak, cehrî mi okunacak, o ayrı bir meseledir. Bu farklılıklar ayrılık değildir, zenginliktir. Tabi burada kendini matah zanneden, benim mezhebim, senin mezhebin diyenlerden bahsetmiyoruz.
Hz. Hafsa validemizde durmakta olan mushaf-ı şerif, Hz. Osman zamanında başka hattatlar tarafından yazılmış ve çoğaltılmıştır. Hz. Osman'ın bu çalışmasına şüpheyle yaklaşan bir zat vardır. Bu zat, Efendimiz'in de hayatta olmadığını söyleyerek, doğru mu diye soracak kimseleri olmadığını, acaba sûreler doğru sırada mı muhaflaştırıldı diye şüphesini Hz. Osman'a bildirmiştir. Bunun üzerine Hz. Osman o kişiyi yanına çağırmış, mübârek sağ eli ile gözlerini mesh ederek semaya bakmasını söylemiş ve semada gördükleri ile tir tir titreyen kişiye "bak bakalım levh-i mahfuzdaki ayât-ı beyyinat sırası ile bizim tertibimiz aynı mı" diyerek aynı sıralamanın olduğunu göstermiştir. Ben buna inanmam diyenler olabilir, olsun, onlara da ister inan ister inanma deriz.
Hz. Hafsa validemizin sosyopolitik meselelerden başka, kişilerin kendi problemleri ile ilgili genel hükümlerde de ciddi görüşleri vardır.
Hz. Ömer zamanında malum mesafeler uzamıştı. Görevli insanların, harp olsun, muhaberat olsun, birkaç ayı bulan seyahatleri olmaya başlamıştı. Hz. Ömer, sert olarak bilinir ama Hz. Ebûbekir'in "Onun sertliği sizin hakkınızda adalet olarak tecelli eder" şeklinde belirttiği gibi adaletli bir insandır. Aynı zamanda bu sertliğine rağmen, çok yufka yürekli biridir Hz. Ömer, gözü yaşlı bir adamdır. Yaptığı sertlik zulüm değildir. Meşhur laftır, "fırat kıyısında ihtiyar bir kadının keçisi kaybolsa Ömer'den sorarlar". Hz. Ömer attan çok iyi anlayan bir adamdır. Birgün bir at getirmişler, beyaz bir Arap küheylanı, Hz. Ömer'e nasıl olduğunu sormuşlar. Ata solundan bakılır. Çevirtmiş atın solunu, "üzerine binip, hilafetten ve mesuliyetten kaçmaya iyi yarar" demiş. Öylesine mesuliyetini hisseden bir zattır Hz. Ömer.
Hz. Ömer, hilafeti sırasında geceleri Mekke sokaklarında dolaşırdı. Bu dolaşmalarının birinde, bir hanımın gece vakti ağlamaklı bir sesle şiir okuduğunu duyar. Şiiri dinleyince aylardır kocası savaşta olan bir hanımın kocasına hasretini dile getirdiğini anlar ve bunu nasıl telafi edebileceğini düşünmeye başlar. Hemen, manevi olarak annesi, maddi olarak kızı olan Hz. Hafsa validemize gider ve "Bir kadın kocasından en çok ne kadar ayrı kalmaya tahammül edebilir veya bu ayrılığın ne kadarı makûldür?" diye sorar. Hz. Hafsa validemiz cevap olarak "Üç ay makûldür, en fazla 4 ay olabilir, bundan sonrası makul olmayı geçer, hasret ateşe döner" buyurmuştur.
Hz. Hafsa validemizin bu sözü üzerine Hz. Ömer, bütün kumandanlara, valilere emirname göndermiş ve görevlendirdikleri kişileri üç ay sonra memleketine dönecek şekilde planlamalarını istemiştir. Bu da, Hafsa validemizin bize olan merhametinin bir yansımasıdır.
Hz. Hafsa validemiz, Efendimiz ile evlendiğinin kırkıncı yılında, yani 665 yılında, yine bir Şâban ayında ahirete göçmüştür. Cenazesi Medîne valisi Mervan bin Hakem tarafından kıldırılmış ve Efendimiz'in yavrularının, torunlarının, zevcelerinin, akrabalarının ve pek çok yakınının bulunduğu Bakî kabristanına defnedilmiştir. Daha önce göçtüğüne dair de rivayetler de vardır ancak 665 yılı Şâban ayı daha hakim bir rivayettir.
Hz. Hafsa validemiz, Efendimiz hazretlerinden altmış civarında hadîs rivayet etmiştir. Çok şayan-ı hürmet bir ömür yaşamıştır. Allah şefaatine nail etsin. Hücreyi saadetlerinin bugünkü anlamda ziyaret yeri olmasından sonra oraya basamaz oldum, daha geriden ziyaret etmeye çalışıyorum. Çünkü orası annemizin yeridir.
Şu anda toplum olarak, bırakın Efendimiz'in zevceleri olan validelerimizi tanımayı, isimlerini bile bilmez bir haldeyiz. Ancak eskiden toplumumuzda Efendimiz'in zevcelerinin isimleri kız çocuklarına çok verilirdi. Bunlardan biri Çelebi Sultan Mehmet hazretlerinin kerimesi Hafsa Hatun'dur, kendisinin Bursa'da bir camii vardır. Keza, Yavuz Sultan Selim Han'ın zevcesi, Kırım Han'ının kızı, Kanuni Sultan Süleyman Han'ın validesi Hafsa Sultan hazretlerinin de Manisa'da bir camii vardır. Onlar Hz. Hafsa validemizin isimlerini taşıyan büyüklerimizdir. Allah hepsine rahmet eylesin, o ismi taşıyarak şereflenmesini isteyen, bu ismi koyan ana babalara da Hz. Hafsa'nın şefaatini ihsan buyursun.
Efendimiz'in Hz. Hafsa validemiz ile evlendikleri 625 yılının Ocak ayı içinde bir başka mutlu hadise daha olmuştur. Efendimiz’in torunları, Hz. Hasan efendimiz dünyaya teşrif etmişlerdir. Böylece Efendimiz Ocak ayında hem validemizle evlenmiş, hem de dede olmuştur.
Efendimiz'in o sırada hayatta üç zevcesi vardır. Efendimiz'in izdivaçları bir takım iftiralara cevap verecek şekilde iyi bilinmelidir. 625 yılında Efendimiz 54 yaşlarındadır, yani artık ortayaşı geçmiş, yaşlılığa merdiven dayamıştır. Bu yaştan sonra çok kadınla evlenilse ne olur, evlenilmese ne olur? Bu iftirayı atanlar niye herkesi kendileri gibi düşünüyorlar?
[1] Mâide suresi, 3. Âyet.
[2] Tâhrim Suresi, 1. Âyet
[3] Tâhrim Suresi, 3. Âyet.