
HZ. MEYMÛNE BİNTİ HÂRİS
Resûlullah Efendimiz Hazretleri bize birçok terbiyeler vermiştir. Bunlardan bir tanesi de benlikle ilgili terbiyedir. Tasavvuf kurumu ve bu kurumun çeşitli ekolleri olan tarikatler özellikle bu konu ile meşgul olmuşlardır. Bu kurumların herhangi bir sistemi, usûlü, kâidesi, âdeti, örfü, teknik tabiri ile hurdası bir âyete ve bir Fiil-i Peygamberî’ye dayanmıyorsa batıldır.
Kendi kendine tebriye etmek, aklamak, ibra etmek Kur'ân-ı Kerîm'de Yusuf sûresinde, Yusuf Aleyhisselâm'ın ağzından da ifade edildiği gibi yasaktır:
وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ
“"Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir" dedi.”[1] Bu sözü Züleyha'nın söylediğini savunanlar vardır, halbuki âyetin evveline bakınca Hz. Yusuf'un söylediği görülebilir.
Mesela, Efendimiz'in Benî Mustalik gazvesinde nikahladığı hanımının asıl ismi Berre idi. Berre saliha hanım, temiz, dürüst, cömert, itaatkâr gibi anlamlara gelir. Efendimiz, Berre'nin kendini çok öven bir isim olduğunu söyleyip validemize sevimli, miniminnacık gibi bir manası olan Cevriye veya Cüveyriye ismini vermiştir. Asıl adı Berre olan diğer bir validemiz daha vardır. O da Meymûne binti Hâris hazretleridir. Efendimiz O'nun da adını değiştirip Meymûne yapmıştır.
Meymûne validemiz Resûlullah Efendimiz'den ondokuz yaş kadar gençtir. Benî Hilal kabilesine mensub olan validemizin annesi Hind binti Afv, babası Hâris bin Hazen'dir. Meymûne validemizin ilginç bir akrabalık ilişkisi vardır. Hz. Abbas'ın zevcesi olan, Resûlullah Efendimiz Hazretleri’ni son rahatsızlığı zamanında koluna girip mescide götürecek kadar arslan gibi olan yengesi Ümmü'l Fazl hazretleri Meymûne validemizin kız kardeşidir. Yani Efendimiz ile Hz. Abbas arasında amcalıktan madâ bacanaklık bağlantısı da vardır. Hz. Hamza'nın refikası Selma binti Ümeys de Meymûne validemizin anne-bir kardeşidir. Efendimiz, Hz. Hamza ile hem amca-yeğen, hem bacanak, hem de süt kardeşidirler. Hâlid bin Velid'in annesi olan Lübabe binti Hâris es-Suğra ve Cafer bin Ebû Tâlib'in zevcesi Esma binti Ümeys de Meymûne validemizin kız kardeşleridir. Meymûne validemizin bir diğer kız kardeşi de, validelerimizden olan ve Efendimiz ile evliliklerinden kısa süre sonra ahirete göçen Zeyneb binti Huzeyme Hazretleri’dir. Buradan fıkhî bir kâide çıkmaktadır. İki kız kardeş ile bir anda evlenilemez ancak birisi ile olan evlilik vefat veya boşanma ile biterse diğer kardeş ile evlenilebilir.
Meymûne validemiz İslâm'ın zuhurundan önce Mes'ud bin Amr es-Sekafî ile evlenmiştir ancak bu evlilik yürümemiştir. Daha sonra Ebû Ruhm bin Abdiluzza ile evlenmiştir ancak zevci vefat etmiş ve validemiz dul kalmıştır.
Ümmü'l Fazl hazretleri Efendimiz'in adeta anne olarak gördüğü bir yengesidir. Meymûne validemiz dul kalınca kız kardeşi Ümmü'l Fazl hazretlerine Efendimiz ile evlenmek istediğini iletir. Meymûne validelerimizin enişteleri olan Hz. Abbas ve Hz. Cafer de Efendimiz’e Meymûne validemizin iyi bir hanım olduğunu, onunla evlenmesini tavsiye ederler. Efendimiz bu tavsiyeye olmaz demez. Umret-ül Kaza, yani daha önce yapılamayan Umre yapılırken Hz. Abbas Mekke'dedir. Efendimiz, Meymûne validemizin velisi durumunda olan amcası Hz. Abbas'a bu konuda aracılık yapmasını söyler.
Burada ince bir nokta vardır, hibe meselesi... Meymûne validemiz, hicretten çok önce İslâmiyet'i kabul etmiştir. Efendimiz'in kendisi ile evlenme niyeti olduğunu görünce "O'ndan başkası ile evlenmem" diyerek kendini Efendimiz'e hibe eder. Bu fiili bir durum değildir, niyettir. Bu olay üzerine kendisini peygambere hibe eden, adayan müminenin evliliğini peygamber isterse, sadece peygambere mahsus olmak üzere, tasdik eden âyet nazil olmuştur:
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰـت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً
“Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helal kıldık.) Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”[2] Bu günümüzde çok kullanılan bir mesele değildir ancak bu âyetten de hüküm çıkar. Peygambere özel âyetlerin de bizi alakadar eden tarafları vardır, aynen "Allah'ın sana haram etmediklerini kendine haram etme" âyetinde olduğu gibi hitap Efendimiz'e olmasına rağmen hüküm Efendimiz ile sınırlı değildir. Günümüzde kullanılmadığı için “Efendimiz ile alakalıdır, bizi ilgilendirmiyor” demek doğru değildir, Allah'ın âyetlerinin hepsi bizi alakadar eder. Kullanılmıyor olması başkadır.
Efendimiz hazretleri Meymûne validemiz ile 500 dirhem mihir ile evlenmiştir. Efendimiz'in Meymûne validemizle olan evliliği son evliliğidir. Bunun da bir hikmeti vardır. Mekke'nin fethi gibi önemli hadiselerden dolayı evlenmedi denebilir ancak Hayber de çok önemli bir fetihtir ve Efendimiz orada evlenmiştir. Dolayısı ile sebep bu değildir, buradaki incelik adak ve hibe meselesi ile ilgilidir.
Efendimiz ile evlendikten kısa süre sonra ahirete göçen Zeyneb binti Huzeyme validemiz Amr ibni Sa'sa kabilesindendir. Amr ibni Sa'sa kabilesi büyük, güçlü ve önemli bir kabiledir. Efendimiz'in bu kabileye gönderdiği tebliğci grup haince pusuya düşürülmüş ve kılıçtan geçirilmiştir. Bu olaydan dolayı bu kabile ve müslümanların arası fena halde açılmıştır. Efendimiz, bu güçlü ve büyük kabile ile olan düşmanlığın düzelmesine bir fırsat aramış ve Zeyneb binti Huzeyme validemiz ile bu nedenle evlenmiştir. Maalesef, bu evlilik düşmanlığın bitmesine yeterli gelmemiştir. Meymûne validemiz de Amr ibni Sa'sa kabilesine mensuptur. Efendimiz'in Meymûne validemiz ile evlenmesinin bir hikmeti de Zeyneb validemizin vefatı ile arada akrabalık bağı kalmayan Amr ibni Sa'sa kabilesi ile tekrar akrabalık tecessüs ettirmek istenmesidir.
Efendimiz, Meymûne validemiz ile Mekke'de Umre yaparken nikahlanmak istemiştir ancak müşrikler terbiyesizlik yapıp Mekke'de geçirdikleri sürenin yeterli olduğunu, artık gitmeleri gerektiğini söyleyince bugün Serif adındaki bir mevkide nikah yapılmıştır. Bu yer önemlidir çünkü validemiz daha sonra orada vefat etmiş ve orada defnedilmiştir.
Umre ihramlı bir yolculuktur ve bu nikah müslümanlar ihramlı iken kıyılmıştır. İhramlı iken zifaf olmaz ancak bu nikahtan anlıyoruz ki ihramlı iken nikah kıyılabilir.
Bu evlilikten sonra, daha önce Zeyneb validemiz ile olan evlilikte eyvallah demeyen, sulhe yanaşmayan kabile mensupları, kabile idarecilerinin böyle bir hükmü olmamasına rağmen gruplar halinde Medîne'ye gelip Efendimiz'e biat etmişlerdir. Sonunda kabile de bu tavrı benimsemiştir. Bütün İslâm düşmanları, İslâm'ı tanımadıkları için düşmandırlar. Bir bilseler öyle bir koşarlar ki İslâm'a...
Meymûne validemiz, Efendimiz'in ahirete göçmesinden yaklaşık kırk sene sonra 671 yılında vefat etmiştir. Cenazesi Serif denilen mevkide defnedilmiştir. Cenaze namazını yeğeni Abdullah ibni Abbas Efendimiz kıldırmıştır. Meymûne validemizin Efendimiz ile nikahlandığı yerde vefat etmesi beni çok duygulandırır. Nikahı ile vefatı arasında kırk sene vardır. Validemizin kabri halen oradadır. Meymûne validemizin, validelerimiz arasında en son vefat ettiğine dair bir laf vardır ancak bu doğru değildir. Abdullah ibni Abbas'ın Efendimiz tarafından yetiştirilmesinde Meymûne validemizin çok büyük dahli vardır çünkü validemiz İbni Abbas'ın öz teyzesidir ve tesettür icab etmez. İbni Abbas Hazretleri, Efendimiz'in gece ibadetini bizzat gözü ile müşahede etmek için teyzesi Meymûne validemizin hücresinde yatmıştır. Efendimiz'in ayakları şişinceye kadar namaz kıldığı rivayeti İbni Abbas'tandır.
Validemiz Hz. Ayşe'nin övdüğü hanımlardandır. Hz. Ayşe'nin tüm validelerimiz hakkında siyatişkâr sözleri vardır. Hz. Ayşe validemiz kararlarında objektif olmuştur, karar verirken subjektif kadınlığını kullanmamıştır, davranışlarında ise bu olmuştur ve kocasına naz yapmıştır ancak bu kimseyi alâkadar etmez. Asr-ı Saâdet’te fetva vermeye yetkili olan yedi fakihden biri olan Ayşe annemiz şöyle buyurmuştur: "Meymûne kardeşimiz, bizim içimizde en muttakîmizdi. Akrabalık bağını da en çok gözetendi."
Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm, Meymûne Validemiz'in "Ya Resûlallah, siz Beyt-i Makdis'i gördünüz, keşke imkan olsa biz de görmüş olsaydık" buyurduğu zaman Kudüs hristiyan işgalinde, Beyt-i Süleyman veya Mescid-i Süleyman veya Mescid-i Aksa da hristiyan kilisesi halinde, üstelik de bakımsızdır. Efendimiz "Evet, keşke bu imkan olsaydı ama madem ki bu imkan yok, hiç olmazsa Beyt-i Makdis'in aydınlatılması için yağ gönderebilirsin" buyurur. Bunun üzerine Meymûne Validemiz yağ göndermiştir, sonra O'nun ismi şerifine Hz. Ömer döneminde vakıf kurulmuş, o vakfı Mervan bin Abdülmelik iyice olgunlaştırmıştır. Hala Kudüs'de Mescid-i Kıble olan binanın önündeki binanın altına girildiğinde yağ fıçıları durmaktadır. Hristiyan mabedi iken, Efendimiz oranın mübarekliğinden, aydınlatılmasına hizmet etmek için Zevce-i Muhteremesi'ne yağ göndermesini emrediyor. Demek ki Mescid-i Aksa'nın değeri içine put koymakla bitmiyor.
Validemizin ism-i şerîfi ile anılan bir tarikat vardır. Tasavvuf ekollerinden Medyeniyye tarikatı Ebû Medyen El-Mağribî hazretlerinin kurumsallaştırdığı, özellikle Endülüs'te ve Kuzey Afrika'da çok yaygın ve etkin olan bir tarikattır. Allah derecâtını âli etsin, Muzaffer Efendim, "Şark'ta Hazret-i Abdülkadir neyse, garbda da Ebû Medyen odur" derdi. Hazretin, Ali bin Meymûn El-Mağribî isminde ileri gelen bir şeyhi vardır. O da Medyeniyye dahilinde bir içtihad yapmıştır, ona da Meymuniyye denmiştir.
HÜLASA
Bütün müslüman toplumu olarak Efendimiz'in hayatını en ufak zerresine kadar bilen zevât-ı kirâm var, onların sayesinde belki de başımıza taş yağmıyor ancak toplum olarak bilmiyoruz. Resûlullah Efendimiz'i tanımadığımız için O'ndan örneklenemiyoruz. Efendimiz'in hareketlerinin altına kopya kağıdı koyup aynısını yapmayı sünnet zannediyoruz. Sünnetleri yalnızca ibadet ritüellerine sıkıştırıyoruz. Beşerî münasebetlerimizde, sosyal münasebetlerimizde Sünnet-i Peygamberî'den eser yok. Allah'ın emirleri yerine kendi kullandığımız kaideleri kaim etmişiz. Din kardeşliği konusunu yanlış anlıyoruz. Bütün bunları öğrenebilmek için Kur'ân-ı Kerîm okumak, tefsir okumak, ilmihal okumak, hadîs okumak lazım değildir! Evvela siyer okunacak! Kur'ân-ı Kerîm'i okuduğun zaman kronolojik iniş sırasına göre değil, Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm'ın işaret buyurduğu yere yazılan hali ile okuyorsun.
Kur'ân-ı Kerîm, Efendimiz'in mübârek ağzından çıkan sözdür, Allah O'na "öyle de" dediği için demiştir. Allah, O'ndan geçerek bize gelmiştir, biz de O'ndan geçerek Allah'a gidebiliriz. Bunun için Efendimiz'i çok iyi tanımak lazımdır. Efendimiz'in günlük hayatında nasıl davrandığını öğrenemezsek etraftaki davranışlarını hiç öğrenemeyiz.